Keşke Sadece TL Değer Kaybetse

Ortalama Altı İnsanlar

Son 5 yıldır şaşırma duygumu nerede kaybettim inanın hatırlamıyorum. Yaşananları, medyada görebildiğimiz kadarıyla büyük bir kayıtsızlıkla takip ediyorum. İnsanlar ölüyor, hayatta kalanlar çırpınıyor, dolar yükseliyor, TL değer kaybediyor, dış politika ağlıyor ve ben artık umursamıyorum. Böyle olmamasını isterdim.

Türkiye'de ortalama altı olup kendini ortalama üstü sanan insan sayısı giderek artıyor. Bunu ister eğitim sistemine bağlayın, isterseniz de yaşam standartlarına. Ben hiçbirine bağlamıyorum, insan aptal olup olmamayı kendi seçer. Vicdanlı olup olmamayı da. 

Normalde bir insan bilmediği konularda konuşmaz, gider araştırır, öğrenir, kendine bir bakış açısı yakalar, ancak öyle kendini ifade eder. Burada kimse bir şey bilmiyor, ama her konuda ahkam kesiyor. "Nereden biliyorsun?" diye sormak ayıp artık, "E televizyon da konuşuyorlar, dinlemiyor musun? Sen bize inanmıyor musun? Ben öğreneceğimi öğrendim, bu kadarı yeter" demek moda oldu. Okuma yok, araştırma yok, toplumsal hafıza yok ama televizyon var. Ya siz manyak mısınız lan?

Çok genç olmama rağmen, 60 yaş üstü bir insan bana bir şey danışmak istediğinde saygı duyuyor, "Oğlum sen okumuş adamsın, bunun doğrusu nedir?" diye soruyor. Neden? Çünkü onun lügatında okuyan, bilen insana saygı duymak var. Ama şu zamanda 60 yaşın altındakilere bir şeyler olmuş arkadaş, bilen insanı eziyorlar, bilgiyi küçümsüyorlar, aşağılıyorlar, üstelik sayıca çok fazlalar. Bu aptal sürüsünü istediğiniz gibi manipüle edebilirsiniz. Zira ediyorlar da. Hangi görüşten olursa olsun herkes için konuşuyorum, bu rezillik DNA'ya işlemiş. Aşırı sol sana söylüyorum, aşırı sağ sen anla.

Ben anlatmaktan yoruldum, o yüzden susuyorum, hatta umursamıyorum. Hep birlikte düşeceğiz ya, sadece ondan korkuyorum. 

Keşke sadece TL değer kaybetseydi de şu günleri görmeseydik. 

Geçen gün yaşanan Aladağ yangını hakkında hocam bir paylaşım yapmıştı, unutmadan buraya da not düşeyim:
Laiklik işte o yangın merdiveni. Bilin istedim!

Tiyatro Bileti

Tiyatro Bileti

Gelin size bir hikaye anlatayım. Yaşanmış bir hikaye. Yukarıda gördüğünüz tiyatro biletinin hikayesi. Sene 2012, üniversitede hazırlık okuyorum. Sonbahar aylarının başlangıcında muhteşem bir insanla tanıştım. İnsan hayatında ne kadar mükemmel insanla tanışır ki? İşte ben o sonbahar aylarının başında biriyle tanışmıştım.

Şimdi biraz geriye gidelim. Her sınıftan bir temsilci seçilmesi gerekiyordu, adımın yazdığı sınıfın dönemlik temsilcisi de ben olmuştum. Dediler ki, şu gün şu saatte toplantı yapmamız gerekiyor, katılırsanız iyi olur. Tamam dedim, gideriz. Gittiğimde bir grup insan dışında kimse yoktu, kısa sürede kaynaştık, numaralar alındı, sohbetler edildi ve ayrıldık. O grupta bir insanı çok sevdim ben, adı Meral. 

Muhabbetin başlangıcına dair hiçbir şey hatırlamıyorum, ama şu yaşıma kadar hissettiğim en büyük pişmanlığı o dönemde yaşadığımı hatırlıyorum. Neyse, biz çok güzeldik Meral'le. Gerçekten. Yaklaşık 2 ay istisnasız her gün görüşüyorduk. Ders saatlerimiz aynı değildi ve ben onu görmek için erkenden okula koşuyordum. Biriyle sohbet ederken, o sohbetin bir tıkanma noktası vardır, bizde o yoktu. Sesini duymaktan, yüzünü görmekten sıkılmadığım tek insandı. Okuldan çıkıp, evine gitmek için beklediği minibüs gelene kadar çok şey paylaşırdık biz. Sonra hiç ayrılmamış gibi akşam devam ederdik.

Birlikte sinemaya gittik, tiyatroya gittik, ama daha çok gözlerimizin içine baktık. Yaklaşık 2 ay birlikte gibiydik, ama hiç birbirimize o soruyu sormadık. Sonra bir gün o sordu, sormasına bile gerek yoktu ama elini tuttum. (Keşke hiç bırakmasaydım) Çok güzel gülüyordu, şimdi siz sanıyorsunuz ki sadece yüzü gülüyor, hayır efendim gözlerinin içi de gülüyordu. Belki hala öyledir, bilmiyorum.

Ben size Meral'i daha uzun anlatırdım ama şimdilik gerek yok, asıl konumuza dönelim. Başlangıçta çok önemsemediğim ama daha sonra büyük bir sorun haline gelen bir konu vardı. Aramıza giren kötü bir konu. Meral ve ailesi Bulgaristan'dan gelmiş Türklerdi. Hiç tanışmadım ama harika insanlar olduğuna eminim, tabii aramızı bozan o konu hariç. Meral'in biriyle beraber olması gerekiyorsa, onun da göçmen olmasını istiyorlardı. Ben de sarışın ve renkli gözlüyüm, gerekiyorsa göçmen de olurum diyordum. Öyle olmuyormuş, konu ciddiydi.

Birlikte tiyatroya gittiğimiz bir gün ailesi almaya geldiğinde anladım konunun ciddiyetini. Sonra Meral anlattı telefonda. Ben başlangıçta toparlarız diyordum, Meral ise ağlıyordu. Ailesi benimle görüşmesini istemiyordu. Ben anlayamıyordum. Bir anda tek konuştuğumuz şey, ben göçmen olmadığım için Meral ile görüşememem olmuştu. Sonra işte hayatımda yaşadığım en büyük pişmanlığın süreci başladı.

Meral tiyatroyu çok severdi. Bir gün dedi ki, Haluk Bilginer ve Zerrin Tekindor'un oynadığı Antonius ve Kleopatra'ya gidelim. Tamam dedim. Biletleri o almıştı. Metro'ya bindik, Konak'ta indik. Biraz vakit geçirdikten sonra ailesi aramaya başladı. Aralarında "O çocukla görüşmeyeceksin, gitmeyeceksin, dayın oralarda alalım seni" minvalinde bir konuşma geçtiğini hatırlıyorum. Meral çok üzülmüştü. Kendimi çaresiz hissettiğim nadir anlardan biriydi. Sonuç olarak, biz o tiyatroya gidemedik.

Sonra ben düşünmeye başladım. Konu gerçekten ciddiydi. Telefonla her konuşmamızda ağlıyordu, hallederim diyordu, benim de onun sesini duydukça içim parçalanıyordu. Yalan yok, her telefonu kapattığımda gözlerim doluyordu. Çünkü böyle durumlarda insanın elinden hiçbir şey gelmiyor.

En son dayanamadım ben, ailesini üzmesini istemedim. Dedim ki Meral olmayacak, aileni üzmeni istemem, senin ağlamanı da istemem. Buna hakkım yok, onu geçtim böyle bir şeyle mücadele edecek gücüm de yok. Emin misin diye sorduğunu hatırlıyorum. Bakın ben hayatımda bu kadar pişman olduğumu hatırlamıyorum, evet dedim. Tanıdığım en muhteşem kadını o an kaybettim.

Sonra gitti işte, bir daha karşılaşmadık. O gün, 25 Kasım 2012 tarihinde, birlikte izleyemediğimiz tiyatro biletini sakladım ben. "Sen git, ben gelemiyorum" demişti. Ben de olur mu öyle şey, sensiz gitmem demiştim. Atmadım o bileti.

Kesin çok güzeldir Antonius ve Kleopatra. Çünkü Meral almıştı.